ANA SAYFA KİTAPLAR  İLETİŞİM     

 

 

 

Tehdit…


Harfler, kelimeler, cümleler olmadan yaşayamam. Okumak ve yazmak tek hobimdir. Öğrendiklerimi çevremdekilere aktarmak için ara sıra küçük metinler yazıyorum. Bunlar çokça başımı ağrıttı. Bazılarını yansıtayım.

1993 yılında Manisa’da yaşıyordum. Bir kurumdaki doğru olmayan mali işlemleri yolsuzluklardan sorumlu Devlet Bakanlığına dilekçe ile bildirmiştim. İldeki bir vali yardımcısı beni makamına çağırdı. Kibarca kulağımı çekti. Baktım olay aleyhime işletilecek. Şikayetimi geri almıştım.

1994 yılında “Niçin sadece garibanların çocukları şehit oluyor minvali üzerinde ilerleyen kısa bir yazı yazmıştım. Bu makale, ulusal çapta yayın yapan bir gazetede yayınlandı. Halkı askerlikten soğutma gerekçesiyle, 24 ay hapis istemli olarak mahkemeye verildim. 2 kez İstanbul Avcılar’da bulunan mahkemeye gittim. Ortam çok gergindi. Sisteme askerler tamamen hakim görünümdeydi. Mahkemeye çeşitli belgeler sundum. Bu belgeleri nasıl elde ettiğimi başka bir yazıda ileteceğim. Beraat ettim. Ama bu süreçte korkudan 6 ay kadar huzur içinde uyuyamadım. Mahalledeki sessiz mizaçlı bakkal bir gün şunu demişti: “Esrarengiz tipli iki kişi iş yerime geldi. Hakkında sorular sordular. Aman dikkat et. Sana bir kötülük yapacak gibiydiler…”

1999 yılında Bolu’nun bir ilçesindeki tavuk kümesleri hakkında bir yazı hazırlamıştım. Yazı yayınlandı. Ortalık karıştı. O zaman her sözü kanun kadar etkili olan, şimdilerde esamisi okunmayan bir şahıs yazıyı yayınlayan yerel gazeteyi ve beni tehdit etmişti. Geri adım atmak zorunda kalmıştım.

2007 yılında FETÖ ajanlarının ayağına bastığım için göstermelik gerekçelerle çalıştığım ilden 1000 km uzağa tayin edildim. O zaman “FETÖ din dışıdır, hırsızdır, CIA kuklasıdır” dediğim için en yakınlarım bile bana saldırırlardı. Aradan 10 yıl geçince “Sen bunların şerefsiz, düzenbaz olduğunu nereden biliyorsun?” dediler…

2017 yılında tonlarca para yuttuğu halde elle tutulur bir başarısı olmayan bir depik kulübünü hafifçe eleştirmiştim. Kulübün başkanı telefon ile bana ulaştı. Görüşmek istediğini iletti. İşyerine gittim. Tatsız, tuzsuz şeyler konuştuk. Geri adım atmadım. Ama epey bir düşman kazandım.

Birkaç gün önce insan bünyesinin tanımadığı, kanseri tetikleyen tatlandırıcılar kullanılarak yapılan helva, reçel türü ürünleri eleştirmiştim. Helva üreten firmanın yetkilisi telefonla bana ulaşarak kibarca tehdit etti.

Uzun lafın kısası, toplumu bilgilendirme amaçlı yazılar yazmak kolay değil. Hemen hakaretler, tehditler başlıyor…

Not: Bu yazıda politik eleştiri yoktur. Siyaset yoktur. Sadece anıları iletme amaçlıdır.

Ali Özdemir

 

 

18 dakika kuralı


Buna yalan, uydurma, saçma diyenler olabilir. 30 yıldır ders anlatan biri olarak 18 dakika teorisinin tamamen doğru olduğunu söyleyebilirim.

İnsanların bir konuyu yüksek dikkatle izleme, dinleme, uygulama, yapma süresinin 18 dakika olduğu ortaya çıkarılmış. Bunu ABD’li bilim uzmanları askeri okullarda deneyler yaparak tespit etmişler. Rakamın istisnaları olabilir. 4-5 saat yüksek dikkatle öğrenenler mutlaka vardır.

Ülkemizdeki okullarda dersler 25-30-35-40-50-80 dakika şeklinde yapılıyor. Bunların hepsi de aslında yanlış. Lakin on yıllarca önce bu kalıplar benimsenmiş. Yanlış olduğu bilinmesine rağmen hala devam ettiriliyor.

“Ders sürelerini 20-25-30 dakika yapalım desek” bir çok kimse “Olur mu öyle şey” diyecektir. Alışılmış, yanlış kalıpta direndikçe bilgileri çocuklara aktarma oranımız hep düşük kalacaktır.

Örneğin, matematik dersini 40 dakika dinlediğimizi varsayalım. Bunun sadece 18 dakikasında beynimiz verimli olarak öğreniyor. Geri kalan zamanda algılama düşüyor.

www.ted.com adlı bir site var. Tamamen ücretsiz. Bu sitede binlerce çok öğretici, eğlendirici video var. Bunların yüzde 99’u 18 dakikalık süre dikkate alınarak hazırlanmış.

İngilizce’yi tam olarak öğrenmek, unutulan dil bilgilerini tazelemek, akademik donanımı artırmak için dünyanın en iyi bedava kaynağı olarak niteliyorum bu siteyi.

Ülkemizde herkes her şeyi bilir. Sosyal medya denilen dört ana siteyi (Youtube, Facebook, Twitter, Instagram) ziyaret etmeyen neredeyse yok. Ancak devasa hazine içeren www.ted.com keşfedilmeyi bekliyor.

Çocuklarınıza bu siteyi mutlaka göstermelisiniz. Videoların tümü İngilizce. Ancak Türkçe altyazı desteği de mevcut.

Bu siteden 100 kadar videoyu sabrederek izleyin. Dili kavramaya başlayacaksınız. Çok gramer, kural bilmenize de gerek yok. Dil öğrenmek için yüzlerce imla kuralını öğreneceğim diye helak olmayınız. Ana dilinizi imla çalışarak mı öğrendiniz?

Evinizde, okulda, işyerinde sürekli olarak TED videolarını açıp dinleyiniz. Burada konuşanların hemen hemen tümü üst düzey, yetenekli, donanımlı insanlar. O nedenle çok berrak, anlaşılır bir İngilizce ile konuşuyorlar.

Konuşmak, sunum yapmak, insanları ikna etmek tamamen bilim, felsefe, bilgi, kültür işidir. Bilgi sahibi olmayan insanlar hiçbir şeyi anlatamaz, öğretmezler.

Bu konularda biraz daha bilgi alayım diyorsanız şu linke de bakabilirsiniz.
https://www.dunya.com/ozel-dosya/degisim-yelpazesi/ted-gibi-konusmak-haberi-238255


Ali Özdemir

 

 

İcat çıkarmak kolay değil

 

 

Tembel, yeteneksiz, idealsiz insanlar başarı peşinde koşanları daima engellemiştir. Bugün çok tanınan, varlıklı, başarılı bir çok insan kolayca zirveye ulaşmış değildir. Hepsinin öyküsü zorluklar içerir. Bazılarını biraz konuşturalım...

 

Jack Ma: “Üniversitede 3 yıl sınıfta kaldım. 30 iş başvurusunun tümünden red cevabı aldım. Harvard Üniversitesine 10 kez başvurdum. Hep red ettiler. Alibaba.com adlı e-ticaret sitesini açtım. 38 milyar dolarlık servet ile Çin’de 1. sıraya yerleştim.”

 

Ingvar Kamprad: “6 yaşımdayken kibrit satmaya başladım. 10 yaşımda kapı kapı gezerek yılbaşı süsleri sattım. Basit tasarımlı mobilyalar satan 370 IKEA mağazası açtım. 60 milyar dolarlık servete sahip oldum.”

 

Leonardo Del Vecchio: "1935 yılında doğdum. Ben doğmadan babam ölmüştü. Annem yoksul olduğu için beni yetimhaneye verdi. Ergenlik yıllarımda bir demir fabrikasında işe girdim. Burada madalya ve rozet üretiminde çalıştım. Geceleri de üniversiteye gittim. Mezuniyet sonrası fabrikada makinist oldum. Burada epey çalıştım. Sonra gözlük üretimi işine başladım. Ray Ban, Oakley, Prada Versace, Armani, Bvlgari, Polo, Chanel, Dolce Gabbana gibi gözlüklerin üretimini yapan Luxottica şirketini yarattım. 25 milyar dolarlık servet yaptım.”

 

Phil Knight: “Japonya’dan getirilmiş ayakkabıları arabamın bagajında satarak işe başladım. İlk Nike marka ayakkabıyı mutfak tezgahında ürettim.”  

 

Jan Koum: “Babam Ukrayna’da inşaat işçisiydi. Annemle ABD’ye göç ettik. Validem orada bebek bakıcılığı ve temizlikçilik yaptı. Bilgisayara çok ilgim vardı. Yahoo’da işe başladım. Sonra Whatsapp uygulamasını geliştirip Facebook’a 19 milyar dolara sattım.”

 

Gabrielle Coco Chanel: "1883’te Fransa’da doğdum. Yetimhanede büyüdüm. Burada terzilik öğrendim. Zenginler için elbiseler tasarladım. Mağazalar açtım. Channel markası lüks kesime ait oldu. 19 milyar dolarlık servete eriştim.”

 

Ferruccio Lamborghini: “İşe traktör yaparak başladım. Daha sonra dünyanın en hızlı giden otomobillerini yaptım.”

 

Larry Ellison: “Babam bizi terk etti. Annem ben 9 aylıkken başka bir aileye evlatlık verdi. Zeki olmama rağmen okulda başarı gösteremedim. Yazılımlara ilgim çoktu. Oracle firmasını kurdum. 35 milyar dolarlık servete eriştim.”

 

Eren Bali: "Malatya'nın dağ köyünde doğdum. Üniversiteyi yarıda bıraktım. Silikon Vadisine gittim. Fikrimi 57 yatırımcı reddetti. Pes etmedim. Şu an milyar dolarlık bir şirketim var."

 

Eren Özmen: "Bana hep başarısız gözüyle baktılar. NASA’ya uzay aracı yapımı işinde çalışan, 4000 personeli olan bir şirketim var.”

 

Bill Gates: “Grafiksel ara yüzü ve faresi olan bir bilgisayar yaptım. Bunun projesini bir firmaya sundum. Patron kağıtları yüzüme fırlattı. Microsoft’u kurdum. 20 yılda dünyanın en büyük 5 firmasından biri ortaya çıktı.”

 

Jeff Bezos: “Üvey babam tarafından yetiştirildim. 16 yaşıma kadar çobanlık yaptım. Sonra internet işine girdim. Amazon’u kurdum. 113 milyar dolarlık servete eriştim.”

 

Hamdi Ulukaya: "Erzincan ilinin ücra bir dağ köyünde doğdum. Dil öğrenmek için ABD’ye gittim. Oradaki sahte yoğurtlara hiç alışamadım. 5 yıl içinde ABD’nin yoğurt pazarının yarısını ele geçirdim.”

 

Amancio Ortega: "İşe terzi çırağı olarak başladım. 68 milyar dolar değeri olan ZARA’yı kurdum.”

 

Soichiro Honda: "Meslek lisesinden atıldım. Bir tamirhanede işe başladım. Kısa sürede ustabaşı oldum. Toyota’ya iş başvurusu yaptım. Almadılar. Ben de Honda’yı kurdum.”

 

Walt Disney: "Defalarca başarısız oldum. İşlerden kovuldum. Ama pes etmedim. Çizgi filmlerimi dünyadaki 8 milyar insan izliyor.”

 

Steve Jobs: “19 yaşındaydım. Dan Kottke ile birlikte kolejden ayrılmaya karar verdim. Okulu yarıda bırakıp Hindistan’a taşındım. Neden mi? Felsefi aydınlanmayı bulmak için. Bu olay, hayatımın önemli bir aşamasını, gelecekteki çalışmalarıma da büyük ölçüde ışık tutup derinden etkileyecek bir şeyi, yani sezginin gücünü öğrendiğim dönemi kapsıyor. İlk yıllarda pek çok insan beni mükemmeliyetçi yaklaşıma sahip bir öngörü adamı olarak tanımlıyordu. Ancak güçlü öngörülerim dahi 30 yaşımdayken kendi şirketimden (Apple) kovulmamı engelleyemedi. Sıfırdan inşa ettiğimiz bir şirketin bana tamamen sırtını dönüp, beni aşağılanmışlık duygusu ve derin bir hüsranla, en önemlisi de işsizlikle baş başa bırakabileceğini hayal edebiliyor musunuz?

Şirketten kovulmamın ardından geçen 11 yılda Apple iflasın eşiğine gelmişti. Microsoft’un yıldızının parladığı günlerdi. Şirket yetkililerinden gelen çağrıyı geri çevirmedim. İşe geri döndüm. Apple’ı yeni teknolojiler söz konusu olduğunda ilk akla gelen şirketlerden biri haline getirdim.”

 

Albert Einstein: “Tembel olmanız, bir deha olmadığınız ya da asla başarılı olamayacağınız anlamına gelmiyor. İletişim becerilerim dört yaşıma gelinceye kadar gelişmedi. Ailem bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye başlamıştı. Öğrenim hayatım da pek parlak sayılmazdı. İlkokuldan kolej yıllarına kadar tüm öğretmenler beni asi, özensiz ve tembel bir öğrenci olarak tanımladılar. Asla başarılı olamayacağını düşünüyorlardı. Ancak, okulda tembellik gibi görünen şey aslında yalnızca can sıkıntısından ibaretti. Hayatım boyunca kitaplarda yazılan gerçekleri ezberlemekle yetinen bir tip olmadım. Aksine, her daim bir şeyleri analiz etmeyi tercih ettim. Örneğin, gökyüzü neden maviydi? Pusula iğnesi neden tek bir yönü işaret ediyordu? Ne yazık ki, bu bilgileri okulda öğrenmenin imkanı yoktu.

11 yaşındayken Max Talmud ile arkadaş oldum. Talmud, beni bilim ve felsefe üzerine çeşitli kitaplarla tanıştıran 21 yaşında bir tıp öğrencisiydi. Bu öğrenme ortamında kendimi geliştirdim.”

 

J.K. Rowling: “Harry Potter kitabından önce büyük sıkıntılar yaşadım. Devlet yardımı aldım. Boşandıktan sonra bebeğime bakmakta zorlandım. 90 bin kelimeden oluşan ilk kitabım Harry Potter ve Felsefe Taşı’nı bilgisayarım olmadığı için elle yazdım. Onlarca defa reddedildikten sonra kitabı küçük bir yayınevi basmaya karar verdi. Sonra servetim 1 milyar doları aştı.”

 

Ludwig van Beethoven: "47 yaşımdan sonra işitmemeye başladım. 9. senfoniyi hiç duymadığım halde besteledim.”

 

Eşref Armağan: “Doğuştan görme engelliyim. Parmaklarımla yaptığım resimleri tüm dünya biliyor. Sadece ülkemde beni pek tanımıyorlar.”

 

Cemil Meriç: “38 yaşımda göremez oldum. Kör kör binlerce sayfa yazdım. Ama 30 milyon Türk gencinin 30 bini bile beni bilmez, tanımaz, okumaz.”

 

Roosvelt: “39 yaşımda yürüyemez hale geldim. Rakiplerim beni sakat diye hep küçümsedi ama 3 kez ABD başkanı seçildim.”

 

Stephen Hawking: “ALS hastasıydım. Sadece gözlerim hareket ediyordu. Astrofizik alanındaki çalışmalarım hala aşılamadı.”

 

Stephen King: "Uzun bir süre çok yoksul bir hayat sürdüm. Evlenmek için ödünç kıyafet aldım. Eşimle bir karavanda yaşamaya başladım. Yazmaktan asla vazgeçmedim. İlk yayınlanan ve sadece 35 dolar kazandığım hikayem The Glass Floor’dan önce tam olarak 60 red mektubu aldım. Bugün kitaplarım milyonlarca satılıyor.”

 

Thomas Alva Edison: “İşitme engelliydim. Okul hayatını 12 yaşında noktaladım. Çocukken bana ‘geri zekalı, beceriksiz’ dediler. Ama 2500’den fazla buluş yaptım.”

 

Aşık Veysel Şatıroğlu: “6 yaşında çiçek hastalığı nedeniyle göremez oldum. Babam oyalanayım diye bana bir saz aldı. Onunla nice türküler söyledim.”

 

Stevie Wonder: "Görme engelli olmama rağmen müzisyenlikle ilgili 22 defa Grammy ödülü kazandım."

 

Harland David Sanders: “6 yaşında babamı kaybettim. 16 yaşımda okul bıraktım. 17 yaşımda 4 işten çıkarılmıştım. Hukuk fakültesine başvurdum. Red edildim. Trenlerde, sigorta işinde, aşçı ve bulaşıkçı olarak çalıştım. Albaylıktan emekli oldum. İlk maaşım olan 105 dolar ile kızarmış tavuk işine girdim. 70 yaşından sonra KFC’yi kurdum. Bugün, dünyanın en büyük 10 yemek firmasından biri oldu.”

 

Abraham Lincoln: “Başıma gelmeyen bela kalmadı. Ama asla pes etmedim. ABD Başkanı oldum.”

 

Henry Ford: “Otomobili icat ettim. Fabrika kurup üretime başlayayım dedim. 8 banka beni red etti. ‘At arabaları varken teneke arabaya kim biner’ dediler. 9. banka krediyi verdi. Bugün dünyanın en çok araç üreten şirketi ile karşı karşıyayız.”

 

Barış Manço: “Lisede müzik dersinden zayıf verdiler bana. Ama yılmadım. Bütün dünyanın tanıdığı bir sanatçı oldum.”

 

Ali Özdemir - 01.02.20

 

28.12.2019

 

 

“Sizde ruhsal sorun var”


Bir eğitim yöneticisi görev yaptığı okulun evrensel standartlarda olması için sürekli olarak projeler, planlar, çalıştaylar yapmakla meşgul olur. Gününün 8-16 saatini buna ayırır. Bu kapsamda, aşağıda sıralanan hususları sıklıkla dile getirir.

1- Her öğretmen en az bir kitap yazabilir.
2- Öğrencilerin yazdığı makaleler, öyküler, şiirler kitap yapılabilir.
3- Okulun elektrik enerjisi gideri led ampuller kullanılarak yüzde 50-70 oranında azaltılabilir.
4- Okulun ısınma gideri yalıtım yapılarak yüzde 50 oranında azaltılabilir.
5- Kurumdaki çeşmeler ve pisuvarlar sensörlü hale getirilerek su harcaması yüzde 50 oranında azaltılabilir.
6- Okuldaki her bölüm / alan birkaç konuda, sembolik de olsa üretim yapabilir.
7- Teknik derslerin anlatımını kolaylaştırmak için eğitim setleri üretilebilir.
8- Öğretmenler sürekli olarak ellerinde kitap, dergi bulundurursa, öğrencilerin okumaya olan ilgileri daha da artar.
9- Okulda ayda 1-2 konferans, seminer yapılabilir.
10- Aylık dergi / gazete / bülten / e-dergi / e-kitap / e-gazete çıkarılabilir.

11- Okulun web sitesi bilgi dolu hale getirilebilir.
12- Öğrencilerin sağlık için daha çok spor yapması sağlanabilir.
13- Okulun çok amaçlı salonunu görsel bakımdan mükemmel hale getirilebilir.
14- Okul kütüphanesindeki kitap sayısı 2-3 kat artırılabilir.
15- Fakir öğrencilerin her türlü ihtiyacı soysal projelerle karşılanabilir.
16- Kalkınma ajansına projeler sunularak okula yeni teknik araç-gereçler kazandırılabilir.
17- Öğretmenler hizmetiçi eğitim kurslarına daha çok başvurarak bilgilerini artırabilir.
18- Paslı, küflü, yağlı, kirli, kararmış, solmuş mekanlar boyanarak daha estetik ortamlar oluşturulabilir.
19- Elektronik cihazların toza karşı korunması için örtüler, kılıflar kullanılabilir.
20- Öğrencilerin norm yazı yazması, çizimleri teknik kurallara uygun biçimde yapması sağlanabilir.

21- Sakallı, makyajlı, kolyeli, küpeli, ojeli, boyalı saçlı, yırtık kotlu öğrenciler daha makul çizgiye çekilebilir.
22- Gençlerin GDO, MSG, NBŞ, tütün, uyuşturucu, kumar (bahis) çevre bilinci, tasarruf, sıfır atık, kültür, sanat ve edebiyat gibi hususlardaki farkındalıkları artırılabilir.
23- Nöbet görevi hassasiyet içinde yapılarak okulda meydana gelebilecek tatsızlıkların önü alınabilir.
24- Okul bahçesindeki serada bilimsel üretim yöntemleri üzerine çalışma yapılarak, öğrencilere tarımın ne kadar önemli olduğu fark ettirilebilir.
25- Ulusal Ajansa mesleki-teknik eğitimle ilgili projeler yazılıp sunularak, öğrencilerin yüzde 5-15’inin her yıl AB’nin gelişmiş ülkelerindeki endüstriyel ortamları gözlemesi, incelemesi sağlanabilir.
26- İlçe, il ve ülke çapındaki tüm yarışmalara katılınarak okulun kurumsal değerinin daha yüksek noktalara taşınması sağlanabilir.
27- E-posta, faks, mektup, telefon ile ülkedeki yüzbinlerce hayırsever firmaya, derneğe, kulübe ve kişiye ulaşılıp çok daha nitelikli bir okul oluşturulabilir.
28- Okul bahçesi çok daha nitelikli, donanımlı, estetik hale getirilebilir.
29- Okulun kantininde sadece sağlıklı gıdaların sunulması sağlanabilir.
30- Okulun vizyonu (bakış açısı, firaseti) ve misyonu (görevi) daha gerçekçi hale getirilebilir.

31- Öğrencilerin dijital cihazları (bilgisayar, tablet, telefon, TV) daha bilinçli ve daha verimli kullanması sağlanabilir.
32- Fizik-kimya-biyoloji dersleri laboratuvar ortamında, deneylerle desteklenerek işlenirse daha kalıcı öğrenme sağlanabilir.
33- Sınav soruları klasik stilde (açık uçlu), ezberciliğe sebep olmayan, analiz-sentez yeteneğini geliştirici biçimde hazırlanabilir.
34- Öğrencileri kafadan atmaya teşvik eden test sınavlarından mümkün olduğu kadar uzak durulabilir.
35- Gençlere öğrenmeyi öğrenme yolları kavratılabilir.
36- Okul - sanayi işbirliğini güçlendirmek için başarılı / rol modeli sanayiciler (girişimciler) kuruma davet edilerek konferans / seminer yapılabilir.
37- Yazarlar, akademisyenler sıklıkla okula davet edilerek kültürel, bilimsel atmosfer genişletilebilir.
38- Teknik içerikli geziler düzenlenerek öğrencilerin bakış açısı (firaseti, vizyonu) ilerletilebilir.
39- İsteyen her öğrencinin kodlama, robotik, yazılım, mekatronik alanlarındaki bilgi-beceri seviyesi artırılabilir.
40- İsteyen öğretmenler için yazarlık ve kitap hazırlama konusunda ücretsiz kurslar açılabilir.

41- Ders anlatırken günlük plan, öğrenci gelişim tablosu, yıllık plan, izleme testi ile ilerlenirse öğrenme düzeyi daha yukarılara çekilebilir.
42- Okula estetik biçimde, sadelik ilkelerinden sapmadan gelen, dersleri iş önlüğü giyerek anlatan, personel kimlik kartını takan öğretmenler daha ilkeli bir okul olma yolunda hızlanmayı sağlayabilirler.
43- Okulun her sorunu / eksiği alakasız/ilgisiz ortamlarda anlatılmaz. Bu yapılırsa, lafı işitenler, üzerine bir miktar daha ekleme yaparak kurumu karalama amacıyla kullanırlar.
44- Öğretmenler odası kültür / sanat / bilim / estetik mekanı haline dönüştürülebilir.
45- Kullanılmayan, ömrünü tamamlamış, atıl duran, eğitime faydası olmayan araç-gereçler ortadan kaldırılarak daha ferah öğretim ortamları oluşturulabilir.
46- Kurumdaki yönlendirme, güvenlik, bilgi, uyarı levhaları tam olursa zaman kaybı daha az olacaktır.
47- Her sınıfın kapısına küçük bir camlı pencere açılırsa içeride kimin ders yaptığı koridordan görülebilir.
48- Atölyelerde grup esaslı çalışma vardır. Bir sınıfa 2 öğretmen derse giriyorsa öğrenci gruplarının ayrı mekanlarda ders yapması daha çok fayda sağlar. Örneğin, sınıfta 20 öğrenci var diyelim. Bu gruba 2 öğretmen uygulamalı ders veriyor ve bunlar aynı mekanda ders yapıyorlarsa hedefe ulaşılamaz.
49- Her derste mutlaka en az bir kaynak kitap olmalıdır. Sadece anlatım yapılarak, yalnızca ekrandan gösterim yapılarak kalıcı öğrenme sağlanamaz. Kitabı olmayan derslerin kaynağı öğretmen tarafından oluşturulabilir.
50- Okula kitapsız, deftersiz, kalemsiz, gereçsiz gelen öğrencilere yaptırım uygulanabilir.

51- Çok devamsızlık yapan öğrencileri caydırmak için temrinler / deneyler sıralı olarak yaptırılabilir. Yani ilk 10 temrini yapmayan öğrenci ikinci 10 temrini yapamamalıdır.
52- Öğretmenler derslerine gecikmeli olarak girmemelidir.
53- Sıklıkla mazeret izni, sağlık izni alınmamalıdır. Bu durum öğrencilerin derse olan ilgilerini zayıflatır.
54- Meslek yüksek okuluna ya da fakülteye gidebilen öğrenci sayısı, basit önlemlerle bile daha üst seviyeye çıkarılabilir.
55- Öğrencilerin yabancı dili öğrenmede pratik konuşma seviyelerini artırmak için çalışmalar yapılabilir.
56- Koridorlara kitaplıklar yapılıp, okulun her tarafında kitap, gazete, dergi olması sağlanabilir.
57- Okul bahçesinde hobi amaçlı kümes oluşturulabilir.
58- Öğrencilerin ve öğretmenlerin iş önlükleri okulda imal edilebilir.
59- Sık kullanılmayan koridor, lavabo gibi mekanların aydınlatması sensörlü hale dönüştürülebilir.
60- Fotokopi çekimi yapan makinelerin baskı yoğunluğu ekonomik modda (silik) yapılarak giderler yüzde 50-70 azaltılabilir.

61- Kırık, aşınmış, solmuş, boyasız, çatlamış eşyaların yenileme / onarım işleri okul atölyelerinde yapılabilir.
62- Okulun TSE ve ISO belgesi alması sağlanabilir.
63- Mesleki çalışma (seminer) faaliyetlerine daha etkin öğretmen katılımı sağlanabilir.
64- Öğrencilerin kendi işini kurması, girişimci olması için cesaretlendirici yönlendirmeler yapılabilir.
65- Her öğrencinin Türkçe’yi doğru öğrenmesi için yaşayan / çoğunluk tarafından kabul gören sözcüklerle ders anlatımı yapılırsa daha olumlu sonuçlar elde edilebilir.
66- Okula (mesaiye) biraz erken gelmek kişinin iş verimini artırır.
67- Sınav sorusu hazırlama, fotokopi çekme gibi işler ders saatinin dışında yapılırsa daha doğru olur.
68- Okul kütüphanesinde bulunan kitapların listesinin kurumun web sitesinde yayınlanması daha faydalı olacaktır.
69- Koridorlara da sandalye, koltuk, oturak, masa konulabilir.
70- Başarılı, devamsızlık yapmayan öğrenciler sıklıkla ödüllendirilirse motivasyon artar.

71- Öğrencilerin sosyal yönünü geliştirmek için tiyatro, müzik, resim, şiir, film etkinlikleri yapılabilir.
72- Okulun döner sermaye işletmesi bir çok konuda ülke ekonomisine katkı sağlayıcı üretimler yapabilir.
73- Belirli aralıklarla, tüm kurum personelinin katıldığı yemekler, geziler vb. yapılabilir.
74- Okulun her mekanına eğitim amaçlı panolar, kolajlar asılabilir.
75- Okuldaki her sosyal kulüp öğrencilerin farkındalıklarını artırıcı faaliyetler yapabilir.
76- Velilere meslek seçimi, sağlıklı beslenme, doğru iletişim konusunda konferans / sunum yapılabilir.
77- Atık yağlar, eski piller, plastik ambalajlar, cam ürünleri, kağıt atıklar okul bahçesinde ayrı kaplarda biriktirilebilir.
78- TÜBİTAK’ın sağladığı olanaklardan daha çok yararlanılabilir.
79- Okulda yapılan tüm temrinler, sınav soruları kitap haline getirilebilir.
80- Okulun eğitim örgüsü STEM (FETEM) esaslarına uygun hale getirilebilir.

 

81- Öğrencilerin ilk ve ortaokulda alamadıkları bilgiler lise yıllarında telafi edilebilir.

82- Her öğrenciye bir spor dalında uzmanlık kazandırılabilir.

83- 9. sınıfların doğru meslek (alan, bölüm) seçmesi sağlanabilir.

84- Öğrencilerin lüks tüketim, marka, moda bağımlısı olması önlenebilir.

85- Kurum, TSE, CE, ISO, 5S, KAIZEN, TMP, öz değerlendirme, stratejik plan hedefleri çerçevesinde yönetilerek 21. yüzyıla yakışan bir ortam haline getirilebilir.



Bu işleri yapmak istemeyen, bal yapmaz arı gibi sadece laf üreten bir eğitimci (?), “Sizde ruhsal/psikolojik sorunlar, takıntılar var. Okulun personelinin bu işleri yapmasını beklemek hayaldir. Boş işlerle vakit kaybediyoruz…” derse ne yaparsınız?

Sizin bu durum karşısında ne yapacağınızı tam bilemiyorum. Ancak şahsen bu tür insanları çemberin dışına atmak, yok saymak, her türlü projeden uzak tutmak için her yolu deniyorum…


Ali Özdemir
 

 

15.11.2019

 

 

21. Yüzyılda Eğitim ve Öğretmenlik…

15 yıl okula gittim. Çok nitelikli öğretmenlerim de oldu, az nitelikli de… Mesela ilkokul öğretmenim Fazlı Erhan, ortaokul öğretmenlerim Zeki Işık ve Macit Tanrıkulu, lise öğretmenlerim Basri Uçar, Tomris Ulaş, Mustafa Namdar, Hamdi Ayyürek, Nevzat Soner, Mehmet Sarıhüseyinoğlu, Şenay Ünalan, Özcan Soner ve Muhittin Erküçük, üniversite öğretmenim Fahri Ünal’ı unutmak, saygıyla anmamak mümkün değildir…

Öğretmenlik, aklına gelen herkesin icra edebileceği bir meslek değildir. Diğer meslekleri asla küçümsemiyorum. Ancak gemi kaptanıyla geminin zeminlerini temizleyen kişi aynı değerde olmasa gerek… Bilimsel, sosyal, ruhsal, fiziksel yönden yeterli olmayan bireyler faydalı öğretmen olamazlar…

Onyıllardır yazılıp söylenmiştir lakin ben yine bir kez daha tekrar edeyim. Bir toplumun öğretmenlerinin kalitesi neyse toplum da aynı seviyede olur. Yani armut dibine düşer, süt neyse kaymak da odur, üzüm üzüme baka baka kararır vaziyeti söz konusudur…

Eğitimde dünya ortalamasının üzerinde olan Finlandiya, Güney Kore, Singapur, Avustralya vb. gibi ülkelerde en başarılı, en zeki, en becerikli, en yüksek puanlı, en çok bilimsel eseri olan kişiler öğretmen olabiliyor. Bizde ise son 50-60 yıldır çoğunlukla hiçbir bölümü kazanamayanlar bari öğretmen olayım diyerek üniversiteye gitmektedir.

Önde gelen eğitim sendikalarının yaptığı araştırmalara göre öğretmenlerin sadece yüzde 14-22’si kendini yenilemek, geliştirmek için seminerlere, kurslara, çalıştaylara, kütüphanelere, projelere, kongrelere isteyerek iştirak etmektedir. Bu veri çok can yakıcıdır.

21. yüzyılda bütün hizmet ve üretim süreçleri dijital teknolojilerin eline geçecektir. Yani yazılım, kod, uygulama (app), bilişim cihazları üreten ülkeler yüksek gelir sahibi olurken çöp kovası, tabure, gömlek, patates, süt, çimento, şeker vb. üretmeye devam eden milletler ikinci sınıf hayat sürdürecektir.

Ülkelerin gelişmişlik seviyesini gösteren en önemli rakamlardan birisi ihraç ettiği malların kilogram fiyatının ne olduğudur. Almanya, Güney Kore, Japonya, Hollanda vb. gibi ülkelerin dışarıya sattığı ürünleri kilo fiyatı 3.5-5 dolar aralığındadır. Bizim ise ne yazık ki 1.2 dolar seviyesini aşamamaktadır. Katma değeri yüksek ürünler yapabilmemiz için bilime, fenne, teknolojiye, yazılıma istek ile yaklaşan öğretmenlere daha çok ihtiyacımız vardır. E-posta yollayamayan, etkileşimli tahtada ders işleyemeyen, makale yazamayan, en azından bir yabancı dili orta seviyede olsun bilmeyen onbinlerce öğretmenimiz vardır.

MEB öğretmenlerin niteliğini geliştirmek için her yıl yeni projeleri devreye sokuyor ama eski köye gelen yeni âdetler pek kabul görmüyor.

Doktora, yüksek lisans yapan öğretmenlerle iki yıllık meslek yüksek okulunu bitiren öğretmenler hemen hemen aynı maaşı alıyor. Arada 50-200 TL fark var. Ek ders ücretlerinde yüzde 25-40 oranında bir fark var ama bu, ek ders bulamayan öğretmenlere bir fayda sağlamıyor… 2 yıllık yüksek okul mezunu ile 6-8 yıl yüksek öğrenim dersleri almış bir öğretmene aynı maaş verilir mi? Bu nasıl bir adalet anlayışıdır?

21. yüzyılda bir çok dersi, web üzerinden sanal öğretmenler, yapay zekalı yazılımlar, videolar ile verebileceğiz. Yeni eğitim modelini 100 yıl önce teoriler ortaya koymuş eğitim otoritelerinin söylemleriyle yüzdüremeyiz. Bilgi çağına uygun öğretmenler yetiştirmeliyiz. ÖSYM, öğretmen yetiştiren fakültelerin puanlarını tıp, hukuk gibi alanların seviyesine çekmelidir. 3-4 net yapılarak girilen öğretmenlik dönemi kapanmalıdır.

Tekrarlana tekrarlana tavsamış lafları yeniden dile getirmek yazının okunurluğunu azaltacaktır. Kısaca ifade edeyim: 30 yıllık uzman elektrik öğretmeniyim. Y ve Z kuşağı olarak nitelenen kesimden gelerek öğretmen olanların çoğunun hali içler acısıdır. Bu olgu bizi sıkıntıya sokacaktır. Sadece test sınavlarıyla seçilmiş olan kitle 2030-2040’lı yıllarda bizi daha da aşağı çekecektir.
 

Not: Bu kısa yazı 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle yazılmıştır. Karalama amacı yoktur. Siyasi amaç da gütmemektedir. Sadece öğretmenlerin içinde bulunduğu koşulları gözlem seviyesinde aktarmayı amaçlamaktadır.

 

 

  8 Haz. 2019

Kitap yayınlamayı düşünüyorsanız bu yazıyı okuyun

 

Herhangi bir konuda yazdığınız kitabı okurlara ulaştıracaksanız aşağıdaki hususları bilmelisiniz:


1. Microsoft Word, Adobe Page Maker, Corel Draw, Indesign gibi bir yazılım kullanarak dizgi ve mizanpajı yapınız. İmla hatalarını gösterdiği için ilk aşamada MS Word'ü kullanmanızı öneririm.

2. Çok satan kitapların kapaklarına bakarak bir kapak tasarlayınız. Kapakta kırmızı, turuncu, mavi, yeşil gibi renklere yer veriniz. Sönük bir kapak satışı azaltır.

3. Kitabı 14x21 cm veya 16x24 cm yapmanız uygun olacaktır. Çok küçük ya da çok büyük ebatlar kitabın okunurluğunu düşürmektedir.

4. Kitapta Arial, Calibri, Tahoma, Verdana, Times New Roman gibi kolay okunan bir punto kullanınız. Başlıkları Arial, Calibri, Trebucet vb. gibi okunaklı bir puntoyla oluşturunuz.

5. Başlıklarda asla BÜYÜK HARF ile yazım yapmayınız. Çünkü insanlar BÜYÜK HARFLE YAZILMIŞ cümleleri okumak istemezler.

6. Yazıların puntosunu 11 ya da 12 yapınız. 9, 10 puntolar çok küçük olur. 13, 14 puntolar ise çok büyüktür. Ayrıca sayfa sayısını artırır.

7. Her paragrafın arasına bir satır boşluk bırakınız.

8. Kitabın yazımı, mizanpajı bittikten sonra internetten bedava indirebileceğiniz PDF FACTORY vb. yazılım ile yayınınızı PDF formatına çeviriniz. PDF'ye çevirdiğiniz kitabı her bilgisayarda hiç bir bozulma olmadan açabilirsiniz. Ayrıca dosyanın boyutu da küçülür.

9. Kitabın çıktısını lazer yazıcı ile beyaz kağıda yapınız. Son kontrolleri yapınız. Matbaada baskı yaptıracaksanız aydınger kağıda lazer yazıcı ile çıktı yapıp teslim ediniz. Çıktı işlemini baskıyı yaptıracağınız matbaa da yapabilir. Son 10 yıldır bazı matbaalar aydıngere çıktı yapmadan, CTP kalıp yöntemiyle de modern baskı yapabilmektedirler.

10. Baskıya geçmeden önce 3-5 matbaadan fiyat alınız.

11. Baskı için 60 gram 3. hamur (saman) ya da 60 gram enzo (krem rengi) kağıt kullanınız. Bu kağıtlar hem hafif olur hem de yüzde 30 daha ucuz olur. 70 ya da 80 gramlık beyaz kağıt pahalıdır. Aynı zamanda kitap daha ağır olur. Bu da nakliyede bile size zarar yazdırır. Ayrıca beyaz kağıt gözleri çabuk yorar.

12. Kapağı dayanıklı kartona, renkli olarak bastırınız. Cildin sağlam olması çok önemlidir. Ucuz ciltli kitaplar kısa sürede dağılır.

13. Kitabın bir kısmının ya da tümünün renkli basılması maliyeti yüzde 50-70 artırır. 200 sayfalık bir kitap 1000 adet basıldığında 6000 TL tutuyorsa renkli baskıda 10.000-12.000 TL tutar.

14. Kitabı çok yüksek maliyetle bastırırsanız satış fiyatı da yüksek olur. Bu da korsan baskısının çıkmasını, fotokopiyle çoğaltılmasını teşvik eder. Büyük şehirlerde A4 kağıdına önlü arkalı çekim 10 kuruşa yapılmaktadır. 200 sayfalık bir kitap 50 A4 kağıdına sığdırılarak çekilebilmektedir. Bu da 5 TL maliyet demektir. Fotokopiyle çoğaltılan kitaba 2 TL'ye basit bir cilt de yaptırılabilmektedir. Yani sizin binbir emekle hazırladığınız kitap 8 TL'ye kopyalanabilmektedir.

15. Telif hakları yasasına göre kitap kopyalamak, korsan baskı yapmak suç olmasına rağmen ülkenin her tarafında korsan kitaplar cirit atmaktadır.

16. Bastıracağınız kitaba Kültür Bakanlığının sitesine üye olarak ISBN numarası alabilirsiniz. Bu ISBN numarasını kullanarak barkod oluşturmak da çok kolaydır. Google.com sitesine girip "free barcode maker" yazarsanız karşınıza barkod üretme siteleri çıkar. Birisine girip ISBN numaranızı girerseniz JPG (resim) olarak barkod etiketinizi alıp kitabın kapağının arka kısmına ekleyebilirsiniz.

17. Kitaptan 1000 adet bastıracaksanız Yayfed ya da Kültür Bakanlığı sitesine giderek bandrol parasını yatıracağınız banka hesap numarasını öğrenirsiniz.

18. Kitap basıldıktan sonra arka kapağa bandrolleri yapıştırıp satışa sunabilirsiniz. Kitabı kendiniz satabilmeniz için Vergi Dairesine başvurmak zorundasınız.

19. 1000 adet olarak bastığınız kitabın 100 kadarı tanıtım için sağa sola bedava gidecektir. 10-20 kitap da baskı hatası olduğu için çöpe gidecektir. 5 kitap da Ankara'daki Kütüphaneler Genel Müdürlüğüne yollanacaktır. İşte bu nedenle 850-875 kitap satışa sunulmuş olacaktır. 1000 kitabı 8000 TL'ye bastırdınız diyelim. 20 TL'den satış yaptığınızda elinize 19-20 bin TL geçer. Vergisi, ıvır zıvırı derken 1000 adetlik baskıda yatırdığınız 8000 TL size 10-11 bin TL olarak dönecektir.

20. Kitap satışı yapan esnaflar ya da yayın dağıtımcıları eserinizi ortalama yüzde 50 iskonto ile "konsinye" olarak satın alırlar. Yani 20 TL'den satmayı planladığınız kitap toptan olarak 10-14 TL'den verilir. Ayrıca paranızı da 3-12 ay arası süre sonra alabilirsiniz.

21. Kitabı bir yayınevi basıp dağıtacaksa sizin işiniz (yükünüz) çok azalacaktır. Ancak bir çok yayın evi fazla basıp az baskı yaptım diyebilmektedir. Yayınevine vereceğiniz bir kitap için mutlaka imzalı bir sözleşme talep ediniz.
Yayıncılar kitapları ya kökten satın alırlar ya da satış yaptıkça yazara yüzde 5-10-15 telif hakkı öderler.
Kökten satın alma şudur: Kitabınıza 1000-5000 TL vb. gibi bir para önerirler. Kabul ederseniz yayını unutursunuz. Yani 1000 kez baskı olsa bile size para ödenmez. O nedenle kökten satışı kabul etmeyiniz derim.

22. Yayınevince 1000 adet basılan bir kitabın 100 kadarı tanıtım için ayrılır. 900 kadar kitap 15-20 TL'den satılır. Vergiler, masraflar düşüldükten sonra elde kalan paranın yüzde 5-10-15'i yazara ödenir.

23. Kitabı yazan kişinin vergi numarası yok ise yayınevi vereceği telif hakkından bir miktar da vergi kesintisi yapar.

24. Yazarın kendi bastığı kitabın tüm Türkiye'deki kitapçılara, mağazalara ulaştırması imkansız gibidir. O nedenle ciddi bir yayınevi ile çalışmak şarttır. Kitapları çok satılan, tanınmış yayınevlerine e-posta ile ulaşmak kolaydır.

25. Kitabınız bittikten sonra DVD/CD'ye basarak ya da yazıcıdan çıktı alarak veya e-posta yoluyla yayıncılara göndermeniz gereklidir.

26. Yayınevleri gelen kitapları inceleyip 1-6 ayda size yanıtlarını bildirirler.

27. Hiç tanınmayan yazarların kitaplarını kıyıda köşede kalmış, kadrosu eksik yayıncılar basmak isterler.

28. Kitabınızı basıp yayınlamak için sizden fahiş para isteyen ne idüğü belirsiz yayıncılara aldanmayınız. Bir takım uyanıklar amatörleri dolandırmak için gazetelere ve internet sitelerine ilan vererek amatör yazarları söğüşlemektedirler.


Sonuç olarak kitap yazıp satışa sunmak biraz yorucudur. Ancak asla pes etmeyiniz. Emeksiz yemek olmaz.

 

 

24 Kasım 2018

 

2018 YILINDA YAZILI BASINDA HAKKIMDA ÇIKAN HABERLERİ GÖRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

 

2018 YILINDA GÖRSEL BASINDA HAKKIMDA ÇIKAN GÖRÜNTÜLÜ HABERLERİ GÖRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

                                                     DHA VİDEOSU  -   İHA VİDEOSU

 

 

08 Eylül 2019

Mesleki okulları küçümsemeyin           

 

Meslek lisesi mezunuyum. 30 yıllık süreçte 10 farklı meslek lisesinde öğretmenlik yaptım. Yaklaşık 500 yıldır bu topraklarda ticaret ve zanaat işlerini azınlıklar (Musevi, Rum, Ermeni vb.) yaptığı için Türklere sadece tarım, hayvancılık ve askerlik işleri kalmıştır. Sanırım bunun etkisiyle bugün de büyük bir çoğunluk masabaşı işler peşinde.

Mobilya, metal işleri, inşaat, sıhhi tesisat, tekstil vb. gibi meslek alanlarında eğitim veren liseler öğrenci bulamaz oldu.

Bugün 1 metrekare parkeyi döşemenin işçiliği 9-12 TL’dir. 100 metrekarelik dairenin parkesi yarım günde döşenebilmektedir. Yarım günde 500 – 600 TL kazanılan başka bir meslek pek azdır. Ancak, ahşap ile ilgili meslek liseleri öğrenci bulamaz olmuştur.

Mesleksiz, diplomasız, sertifikasız insanlar çoğaldıkça üretim azalır. Ülke doyamaz olur. Her şeyi dışarıdan ithal ederek nereye kadar gidilebilir?

AB’nin güçlü ülkesi Almanya’da 100 gencin 70’i mesleki - teknik okullara gidiyor. Bizde ise yüzde 30-40’lık dilim üretici eğitim almakta. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. 50 yıldır bu konuda projeler üretiliyor ama bir ilerleme kaydedilemiyor.

Bir çok vatandaşımız hiçbir bilgisi olmamasına rağmen meslek liselerini küçümser. Herkes evladının doktor, hukukçu, mühendis olmasını istiyor. Bu makul bir yaklaşım değildir. Her insan farklı yeteneklerle donanmış olarak dünyaya gelir. Herkes yüzemez, koşamaz ve uçamaz.

Evlerimizde kullandığımız 50 kadar aygıtın üretim, bakım ve onarım işlerini meslek lisesi mezunları yapmaktadır. Teknik eleman olarak çalışmak ayıp bir şey değildir. Bu mesleklere mensup insanları küçümsemekten vaz geçmeliyiz.

Evladınız ilk ve ortaokulda çok üstün başarı gösteriyorsa, her sene teşekkür ve takdir belgesiyle geliyorsa onu akademik liselere (fen ve Anadolu) yollayınız. Ancak ilk 8 yıl sınıfları zorlanarak geçiyorsa onu üniversiteye sokmak için masraf etmeyiniz. Okul bitirse bile başarılı olamaz.

 

 

 

 

TEMEL ARDUINO PROJELERİ

Projeleri indirmek için buraya tıklayınız.

 

OKUL DERGİSİ

https://drive.google.com/open?id=1_hbEK1X2Y4wkZSulf5cZqMUlkA-IcyIk

 

OKUL WEB SİTESİ

http://devrekmetal.meb.k12.tr

 

 

 

25 Nisan 2019

                              Elektromanyetik kirlilik sizi öldürüyor


TSE, CE, ISO belgeleri olmayan hiçbir elektrikli, elektronik gereci evinize sokmayın. Kaliteli, garantili, yetkili servisi olan, yedek parçası çabuk bulunan bir TV'nin içindeki parçalar etrafa daha az manyetik alan, ısı, radyasyon (ışınım) yayar. Tüm devreleri buna göre dizayn edilmiştir.


Ucuz, çalıntı, patentsiz, garantisiz, uydurma cihazlar size 10 yönden zarar verir. Yani uykunuzu, beyninizi, cebinizi, bilincinizi tahrip eder. Markası, modeli, mahreci, üreticisi bilinmeyen cihazlardan uzak durun. Mikrodalga fırın, kablosuz modem, bilgisayar, tablet, infrared ısıtıcı, bilgisayar, baz istasyonu, cep telefonu, UPS (KGK) ve bazı tıbbî cihazlar sizi 10 yıl erken yaşlandıracaktır.

 

Ucuza mal etmek için hatalı, eksik üretilen cihazları evine alanlar aslında bilerek bilmeyerek suç da işlemektedir. Elektrikli ve elektronik cihazların yaptığı tahribatları görmezden gelmeyelim.

 

Yıllık 30 milyar dolar civarındaki sağlık harcamalarının yarısının müsebbibi fason, merdiven altı, korsan, patentsiz, hırsızlama üretilmiş bu eşyalardır. Bu konuda hiçbir şekilde insan sağlığına önem vermeyen özellikle Uzak Doğu ülkelerine ait markaları buraya yazarım ama dava ederler.

 

Uzak Doğu ülkelerinde bütçeye göre her kalitede mal yapılmaktadır... Bir örnek ile anlatayım. Parası az olanlar için frensiz, aynasız, egzozsuz, klimasız, bagajsız, radyosuz, paspassız taşıt üretilebiliyor.

 

Ucuz diye, kâr ettim diye aldığınız elektronik cihazlarda söndürücü, bastırıcı, harmonik giderici, bloke edici, azaltıcı devreler yoktur. Kalitesiz tabir edilen bu mallar size kanser olarak dönmektedir...

 

 

03 Mart 2019

                            21. Yüzyılın İnsanlarına Ne Öğretmeliyiz?

                                                          “Zor diye bir şey yoktur, az çalışma vardır.”


Herkesin bildiği, tavsamış, klasik haline gelmiş beylik lafları tekrar etmek niyetinde değilim. Dünya üzerinde 8 milyar insan 200 kadar devlette hayatını sürdürüyor. Türkiye’de bulunan 82 milyonluk kitle toplam nüfusun yüzde 1’ini oluşturuyor. Yani gezegendeki her 100 kişiden 1’i bu topraklarda. Nüfus olarak yüzde 1 ağırlığımız var ancak, toplam üretim pastasına olan katkımız yüzde 0,2 - 0,3 seviyesindedir. Yani olmamız gereken noktanın 3-4 kat altında yer alıyoruz.

Üretim yarışında ön sıralara yükselebilmek için katma değeri yüksek mal ve hizmetler üretmemiz icap ediyor. Şöyle ki, plastik çöp kovası üretirsek bunu 5 TL’ye mal edip en fazla 10 TL’ye satabiliriz. Bunu 100 TL’ye satmamız mümkün değildir. Çünkü bu ürünü dünya üzerinde imal eden çok sayıda firma olduğundan rekabet söz konusudur. Yüksek fiyat talep ettiğimizde ürün elimizde kalır ve iflas ederiz. Türkiye’nin ihraç ettiği malların kilogram fiyatı 1.2 - 1.3 dolar seviyesindedir. Almanya, Güney Kore, Hollanda, Fransa vb gibi ülkelerin ürünlerinin ortalama kilo fiyatı ise 4-5 dolar düzeyindedir.

Öte yandan, Corel Draw, PhotoShop, AutoCAD, Proteus, Solid Works, Multisim gibi yazılımları üreten sayısı çok az olduğundan bunların fiyatları 1000 – 10.000 Dolar arasında değişmektedir. Boş bir DVD 1 TL iken, içine yazılım konulduğunda binlerce kat fazla gelir söz konusu olmaktadır.

2019 yılı itibariyle dünyada 120 kadar yazılım (uygulama, program) üretme dili mevcuttur. Bunların kimisi kamu malı halinde yani açık kaynak kodludur. İsteyen herkes bu dillerin yazılımlarını amacına göre yeniden kurgulayabilir.

Kaynak kodları açık olmayan yazılımlar genellikle ABD firmalarının elindedir. Bu devasa firmalar sadece yazılım satarak milyarlarca dolarlık gelir elde etmektedirler.

Türkiye’deki bilim insanları da istedikleri takdirde her türlü yazılımı (kodu) üretebilirler. Bunu sağlamak için anaokulundan itibaren tüm eğitim süreçlerine yazılım (kodlama) ile ilgili bilgileri müfredat içine yerleştirmemiz doğru olan yoldur.

Latin alfabesini biz bulmadık. Ama onu kullanıyoruz. Tekerleği biz bulmadık, ama onu da kullanıyoruz. O halde açık kaynak kodlu yazılım dillerini alarak kendimiz ve dünya için endüstriyel, bilimsel, tarımsal, robotik amaçlı yazılımlar, uygulamalar (app.) geliştirebiliriz.

Dünyanın en kaliteli arabasını, uçağını, gemisini üretebiliriz. Ancak onun yönetimini sağlayan yazılımı başkasından alırsak kazanç elde edemeyiz.

Matbaanın bu topraklarda yayılmasının gecikmesi bize çok zarar vermiştir. Aynı tehlike yazılımlara uzak durduğumuzda yine söz konusu olacaktır.

5-20 yaş aralığındaki çocukların makineleri kontrol etmeyi sağlayan kodlarla uğraşması onların devinsel (psikomotor), bilişsel becerilerini artırıcı etki yapmaktadır.

Her işin başı kopyalama, taklit iledir. Çin ve Japonya 50’li yıllardan itibaren kopyalama ve taklit ile yola çıkmıştır.

Çocukları; hazır kodları alıp, cihaza yükleyen kopyacılar olarak nitelemek, yazılım eğitimini baltalamak amaçlıdır. Bu fikirlere ehemmiyet vermeyelim.

Diyot 1945’te, transistör 1950’de, entegre 1960’ta, mikroişlemci 1970’te, mikrodenetleyici 1980’de icat edildi. Bunlar ortaya çıktıktan sonra tüm aygıtlar, makineler akıllı (kendi kendine karar verebilen) haline geldi.

Kullandığınız arabalar yol durumunu, lastik basıncını, arkadaki cisimleri, tabelaları, yağmur yağdığını akıllı entegreleri sayesinde tespit etmektedir. Entegreleri akıllı hale getiren ise içindeki yazılım kodlarıdır.

Otomatik açılan kapılar, kendiliğinden yanan lambalar, çamaşırın kirliliğini tespit ederek su ve deterjan kullanan yıkayıcılar hep yazılımın eseridir.

Önümüzdeki 20 yıllık süreçte dünyanın bütün işleri dijitalleşecek, buna ayak uyduramayan toplumlar ezik, köle, sömürülen olarak kalacaktır.

Yazılım, kodlama, elektronik, mekatronik bilgisi olmayan, iki vida sıkmamış kişilerin kodlama ile ilgili olarak analizler yapması, bu olayı küçümsemesi ülkemizi geri bırakıcı bir tutumdur.

1 milyon öğretmen, 150 bin akademisyen ve 26 milyon öğrenci kitlesinin dijital çağa göre yeniden yönlendirilmesi acil bir husustur.

6.5 milyonluk İsrail 165 milyar dolarlık, 16 milyonluk Hollanda 703 milyar dolarlık ihracat yapmayı nasıl beceriyor bir bakalım. Dijital teknoloji tarımı, hayvancılığı, sanayiyi, turizmi, eğitimi 5 kat ileriye sıçratmaktadır. İhracatımızın 500 milyar doların üzerine çıkması için endüstri 4.0’ın icaplarını yerine getirmeliyiz.

Okullarda STEM eğitim yaklaşımı mutlaka benimsenmelidir. Bu konuda engelleyici tutumlar sergileyenler karar mekanizmalarından çıkarılmalıdır.

Okullara tasarım beceri atölyelerinin, işliklerin, kodlama sınıflarını kurulması doğru bir yaklaşımdır. Her eğitimci bu konuda katkı yapmalıdır. Sınavlarda sorulan suallerin arasına yazılım, kodlama, robotik bilgileri de eklenmelidir.

 

 

18 Mayıs 2019

                                                             Ders...

 

Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk ve ekibi dijital çağa uygun adımlar atmaktadır. 30 yıllık süreçte tanık olduğum en dolu entelektüeldir. Konuşmaları, kitapları boş değildir...
 

Bu yeniliklere hayır diyenleri inceleyin... Karşınıza okumayan, yazmayan, düşünmeyen, üretmeyen, asalak, hain, zorba, çalışmadan maaş alan, öğrenemeyen, müflis blok çıkacaktır.
 

Eğitim konusunda 1 sayfa bile eseri olmayanlar fikir beyan edememeli...
 

30 yıllık öğretmen olarak arıcıların, terzilerin, diplomatların, ayakkabıcıların, kaportacıların, kartonpiyercilerin, kasapların mesleki konuları hakkında analiz yapmıyorum.
 

Ömründe bir kitap bile okumamış insanların "Eğitim şöyle olmalıdır" eksenli beyanlarına dur denilmeli artık.
 

15 sene okula gittim. Öğretilen bilgilerin yüzde 70'i hiç bir işime yaramadı.
 

1989 yılında üniversiteden diploma aldım. O belgenin altındaki dersler karın doyurmuyor artık.
 

Dünyanın nereye doğru gittiğini görmek isteyenler Şeref Oğuz, Abbas Güçlü, Mümin Sekman, Acar Baltaş, Üstün Dökmen, Ahmet Şerif İzgören, Taha Akyol, Dogan Cüceloğlu, Münir Arıkan, Neva Çiftçioğlu, Oktay Sinanoğlu, Bill Gates, Jack Ma, Salih Uyan, Ali Erkan Kavaklı, Bahar Eriş, Aytaç Açıkalın, Turgay Polat, Özcan Köknel, Pervin Kaplan, Selçuk Şirin, Özgür Bolat vb. uzmanların ne dediğine bir baksınlar derim...
 

 

 

 

  28 Haziran 2019

Bu Günleri de Gördüm

Türkiye'de 11 bin civarında lise var. Bunun 3500 tanesi mesleki ve teknik lisedir. Binlerce lise arasından sıyrılıp, toplam 5 mekan kullanarak, Ülkemizin en kapsamlı, en işlevsel, en gerçekçi, en zengin "tasarım, beceri, kodlama, yazılım, robotik, elektronik, PLC, pnömatik, otomasyon, mekatronik, simülasyon, 3D yazıcı, resim, ebru, ahşap, müzik, zeka oyunları, kültür, fizik, kimya, biyoloji, kısaca STEM (FETEM) özellikli atölyelerini (laboratuvarlarını) hazır hale getirdik.

 

Temmuz ayı içinde bu 5 mekanın resmi açılış töreni MEB Mesleki ve Teknik Öğretim Genel Müdürü Sayın Prof. Dr. Kemal Varın Numanoğlu ve diğer davetli protokol tarafından yapılacaktır... 30 yıllık eğitimcilik yürüyüşümde bu mutlu günü de gördüm...

Modern eğitim amaçlı 5 mekanın oluşmasında:
BAKKA (Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı) - İs Bankası AŞ - TAYSAD - A Raymond AŞ - Tümosan AŞ - Medicall AŞ - Toyota AŞ - Beti AŞ - Enka AŞ - Çizgi Elektronik AŞ - Bursa Çimento AŞ - Schneider Elektrik AŞ - Federal Elektrik AŞ - Yasa Holding AŞ - Banu Tasdemir (İstanbul) - Volkan Arslan (İsviçre) - Erdemir AŞ - Hidromek AŞ - Jotun Boya AŞ - Sampa Otomotiv AŞ - Tayeks AŞ - Lale Ataç - Trafsan AŞ - Nesrin Kanca - Bosch AŞ - Pınar Su AŞ - Anel Otomayon AŞ - Petlas AŞ - Evyap AŞ - Unilever AŞ - İnci Holding AŞ - Ciner Holding AŞ - Mustafa Tıngır (KKTC) - M. Nevzat Özdemir (Bolu) - Selim Nazım Sarıoğlu (Bolu) - Abant Su AŞ - Kiğılı AŞ - Vestel AŞ - Toyota Nitto AŞ - Harun Şalkamcı - Lila Kağıt AŞ - A Bank AŞ - Kavak Elektronik AŞ (İstanbul) - Mesut Tellioğlu (Bolu) - Sanlab AŞ - Akı Elektrik (Bolu) - Senkron Elektrik (Bolu) - Star Elektronik (Bolu) - Uzman Elektrik (Bolu) - Yıldırım Elektronik AŞ (Ankara) - TÜVTURK AŞ - Ata Holding AŞ - Tav Holding AŞ - Yasar Holding AŞ - TOBB Üniversitesi - İzmir Ekonomi Üniversitesi - Yeşil Kundura AŞ - Flower Ayakkabı AŞ - Kumho AŞ - Öztiryakiler AŞ - Aygaz AŞ - AMWAY AŞ - Petlas AŞ - Eczacıbaşı Holding AŞ - Nuh Makarna AŞ - Sınırsızlar Derneği - Birleşmiş Eller Derneği - Mercedes AŞ - Birsen Yayınevi AŞ - Karar Yayıncılık - YKB Yayıncılık - Yakamoz Yayıncılık - Gamze Yayıncılık - Muğla Belediyesi - Pendik Belediyesi - Kadıköy Belediyesi - Sivas Belediyesi - Eskişehir Belediyesi - Borsa İstanbul AŞ - Esenler Belediyesi - Bakırköy Belediyesi - Kadıköy Yardımsevenler Derneği - Bakırköy Yardımsevenler Derneği vb. vb. destek oldu...


Bu 5 mekan, 53.800 okulumuza model, örnek teşkil etmektedir. Türkiye'de başka bir benzeri de yoktur. Bu konuda şaka yapmıyorum. Eğitim ortamları 3-4 yıllık çalışmalar (projeler) sonucunda ortaya çıkmıştır. Atölyeler için toplam 500 bin TL kadar bir kaynak ve hesabı yapılamayan "beyin teri" harcanmıştır... Bu ülkenin eğitimde en üst noktalara ulaşması için katkı yapanlara minnettarım. Bilgi güçtür.

 

 

15 Haziran 2019

Prof. Dr. Asu Özdağlar...

1980'li yılların Manisa milletvekili, bakanı, elektronik uzmanı İsmail Özdağlar'ın evladı olan Asu Özdağlar dünyanın en kaliteli 10 üniversitesinden biri olan MIT'in (Massachusetts Institute of Technology) elektronik ve bilgisayar bölüm başkanı olarak görev yapıyor...

Bizden de Edison'lar, Tesla'lar çıkabiliyor...

Yeter ki engel olunmasın. Liyakat, etik, norm, yasa, yönetmelik, ahlak, bilim belirleyici olsun.

Topçu, popçu, manken, köçek haberlerini herkes okur, dinler, izler... Lakin esas ana haber budur. Rol modelidir. Çocuklarımıza ufuk bu türden haberlerle açılır.

Zor diye bir şey yoktur. Az çalışma vardır.

Rahmetli İsmail Özdağlar da vefat etmeden önce otonom araba, uzaktan kumandalı araç yapımı gibi değerli işlerle uğraşan projeci bir insandı.

Kripto Yahudi, Sabetayist, Pakraduni, Maronit vb. kökenli yeteneksiz asalakların hâkim olduğu ana akım medya çeteleri bu tür gelişmeleri de halka duyurmadı.

Sakız orucu bozar mı, Malta'da ne yemeli, ABD'den ev nasıl alınır, Hadise ne dedi, horozdan kurban olur mu, yakmayan kefen nerede satılıyor, ceviz mi yesem avakado mu soysam türü şizofrenik mevzuları bilgi diye kakışlıyorlar...

21. yüzyılda en çok kazanç elektrik, elektronik, bilgisayar, mekatronik, robotik, yazılım, ilaç, gıda, tarım sektörlerinde olacaktır. Bu alanlara eğilmediğimiz sürece asla kalkınamayacağız.

Bugün 2 - 10 gramlık bir işlemci (processor, chip, yonga, tümleşik eleman, entegre) 5-5000 Dolar para etmektedir.

Asgari ücretle yaşayanların bile elinden düşmeyen 2-15 bin TL'lik telefonları alabilmek için 5-10 ton meyve-sebze üretmemiz gerekiyor.

Yazılım, kodlama, robotik, tasarım, proje, elektronik içerikli derslerimiz hala yüzde 1 verim ile yürümektedir. Çünkü 1 milyon öğretmen kitlesinin yüzde 99'u bu konulara uzak durmakta, küçümsemekte, gırgıra almaktadır. Ezberden bir sayfa kod yazabilen 1000 öğretmenimiz bile ne yazık ki yoktur...
Tamamen Türk malı bir tek popüler yazılımımız hala yok. 215 üniversitedeki 150 bin akademisyen ne yapıyor?

Dijital çağ bizi ezip geçecek. Orta Çağ karanlığına itecek.

Hiç zaman kaybetmeden matematik, fen, fizik, kimya, biyoloji, otomotiv, bilişim derslerinin müfredatlarını çöpe atıp Güney Kore, Finlandiya, Almanya, Singapur, İsrail, Rusya ne okutuyorsa almalıyız.

Dijital çağa direnen eğitimcileri sınav yaparak sistemin dışına almalıyız. 30 yıl boyunca sadece Newton'un yer çekimi yasasını anlatarak bizleri yerinde saydıran kafalarla PISA'da sadece sonuncu oluruz.

Dijital (sayısal) eğitime geçmedikçe spor, magazin, tatil, sakız konuşmaya devam edeceğiz. Zira beyinlere elektronik girmedikçe pencereler hep kilitli kalacaktır.

Bu yazıyı yanlış anlayacak olanlar mutlaka olacaktır. Doğru anlamaları için Steve Jobs, Bill Gates, Michael Dell, Jack Ma, Aziz Sancar, Oktay Sinanoğlu, Bahar Eriş, Özgür Bolat, Acar Baltaş, Üstün Dökmen, Doğan Cüceloğlu, Turgay Polat, Alvin Toffler, Paul Kennedy vb. gibi insanların ne dediğini bilmeleri lazımdır.

 

 

 

18 Ağustos 2019

Göz yaşartan, ağlatan bir anekdot...

Toplum olarak bir çok dertlerimiz var. Ancak bunları çözmek çok zor değil.

İş birliği yapabilsek, ekip olabilsek, dayanışma içinde olsak, çok öğrensek, çok üretsek Anadolu topraklarını cennet gibi yapabiliriz…

2018 yılında Batı Karadeniz Kalkınma Ajansına (BAKKA) otomasyon, kodlama, yazılım, PLC, pnömatik, mekatronik, robotik içerikli bir proje yazıp sunmuştum.
 

Ajans projeyi uygun gördü ve o zaman görev yaptığım meslek lisesine 169.000 TL’lik malzeme hibe etmişti.

Bu gereçlerle okuldaki iki mekana endüstri 4.0 eksenli iki atölye oluşturduk.

Daha sonra bu iki derslikte öğrencilere, öğretmenlere, halka yönelik olarak tamamen ücretsiz elektronik, bilgisayar, kodlama, robotik vb. içerikli kurslar vermiştim.

2019 yılının sanırım Şubat ayında İstanbul’dan Sayın B. A. Aksoy adlı bir bey beni aradı. “Facebook sitesinden okulunuzda yapılan ücretsiz kurslar olduğunu öğrendim. Ben de bu konuda kendimi geliştirmek istiyorum. Senelerdir elektrik-elektronik ile uğraşan bir teknik elemanım vb.” dedi.
Ben de “Her zaman kapımız açık. Ne zaman isterseniz geliniz” dedim.

Aradan bir süre geçti. Sayın B. A. Aksoy Bey, hanımını da yanına alarak İstanbul’dan saatlerce uzaktaki Zonguldak ilinin Kozlu ilçesindeki meslek lisesine gelerek temel kodlama kursumuza katıldı. Kendisiyle bu vesileyle tanıştık.

Aradan 5 ay kadar zaman geçtikten sonra bugün Sayın B. A. Aksoy Bey telefonla yine beni aradı. “Okulunuz öğrencilerine bir adak sunmak istiyorum. Uygun mudur. Ben hayvanı tedarik edeyim. Yiyecek Teknolojisi Alanı öğretmen ve öğrencileri kesim işini yapsınlar. Bunun etini fakir öğrencilere ikram ediniz” dedi.

Vallahi ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim yaşardı. Ağlamak istedim. Ülkemizde hala böyle kaliteli, düşünceli, saygın insanların bulunması bizleri gelecek adına umutlandırmaktadır.

Kendisine minnettarız. Eğer kendisi uygun görür ise tam adını da buradan açıklayabilirim. Telefonunu da verebilirim. Belki teşekkür etmek isteyenler olabilir..

Son söz: İnanarak ifade ediyorum. Eğer 82 milyon insan birlikte hareket edebilsek, bilimi, teknolojiyi, sanatı, tarımı, hayvancılığı doğru yapabilsek 10 yılda 215 ülkenin en mutlu ülkesi oluruz.

Bizi geri bırakan hususlar: Az bilmek, çok uyumak, çok tatil yapmak. Lüks tüketim. İsraf. Üşengeçlik. Haset...

Ali Özdemir
http://devrekmetal.meb.k12.tr/icerikler/goz-yasartan-aglatan-bir-anekdot_7643071.html

 

 

Makaleler

Kitap yayınlamayı düşünüyorsanız bu yazıyı okuyun
 

VİDEO

Kitap yayınlamak istiyorsanız bu videoyu izleyiniz.

 

 

 

İlaç, hekim bilmeden 100 yıl yaşamak mümkün mü?

Dedem Hamdi Özdemir 15 yıl kadar önce 93 yaşında vefat etti. Eczane, hekim, ilaç bilmedi. Köroğlu dağlarının eteğindeki köyümüzde ağırlıklı olarak yoğurt, peynir, tereyağı, kaymak, yumurta, süt, tarhana, ...  YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

Ledli aydınlatmaya geçmeliyiz

Türkiye'de 18 milyon aile var. 17 milyon temel eğitimde, 3 milyon yüksek öğretimde olmak üzere 20 milyon öğrenci mevcut. 65 bin okul faaliyette. YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.   

 

 

Faydalı kitaplar nasıl tespit edilir?

Son yıllarda kitap okuyan insan pek azaldı. Bilgiyle dolmak isteyenlerden sık sık şu soruyu işitiyorum: “Hangi kitap niteliklidir?” Onlara şunları söylüyorum:
1. Köklü, deneyimli yayınevlerinin eserleri tercih edilmelidir.
2. Kitabın baskısı özenli olmalıdır.
3. Kaynakçası ve indeksi bulunmalıdır.
4. Fiyatı makul olmalıdır.
5. Aşırı süslü, şatafatlı olmamalıdır.
6. Yazan kişinin akademik titri, uzmanlığı olmalıdır.
7. Eserde imla hataları olmamalıdır.
8. Dili anlaşılır (yaşayan Türkçe) olmalıdır.
9. Çok ince (az sayfalı) olmamalıdır.
10. Yazı puntosunun büyüklüğü 11-12 olmalıdır.
11. Renkli baskılı eserler daha faydalı olur.
12. Kağıdı krem rengi (enzo) olmalıdır.
13. Propaganda amacıyla yazılmış olmamalıdır.
14. Yazan kişinin az da olsa tanınmış olması gereklidir.
15. Bilimsel olarak kanıtlanmamış tezler içermemelidir.
16. Güvenilir eleştirmenler tarafından önerilmiş olmalıdır.

Bilgisayar teknolojisinin son 30 yılda çok hızlı gelişmesi sayesinde 100 kitap bile okumamış, Türkçe’yi tam bilmeyen, bilgisiz kişiler kitap yazmaya başlamış ve kalite de iyice düşmüştür.

Ot, çöp, fal, burç, yemek, magazin, aşk-meşk kitapları piyasayı istila etmiştir. Kitapçı raflarındaki binlerce kitabın yarısından çoğu incir çekirdeğini doldurmayacak eften püften konuları içermeye başlamıştır.

Nitelikli gazeteci, köşe yazarı, akademisyen sayısında da inanılmaz bir azalma vardır. Rasgele açılmış üniversitelerden alınmış diplomalara da itibar etmemek lazımdır.

Araştırma yapmayı bilmeyen, okumayan insanların yazar olarak karşımıza çıkması kitaplara olan güveni de çok azaltmaktadır.

1-2 haftada çala kalem yazılmış, aşırı reklamı yapılan eserler insanlığa katkı yapmaktan uzaktır.

Sömürgen Batı ülkelerinin sinsi amaçlı STK’larından (vakıf, dernek) burslar, fonlar alarak beyinleri satın alınmış insanların yazdığı eserlere para verilmemelidir.

Okunduğunda insana değer katan, edebi lezzet sunan, yeni pencereler açan eserler yayınlayan kurum sayısı ne yazık ki 20-30 kadar kalmıştır.

 

 

2019 yılında ne öğrenelim?

 

Soğan, ekmek yiyerek yaşayabilirim. Bilimden, teknolojiden bana ne diyorsanız bu yazıyı okumak için zaman ayırmayın.

İnternet arama motorlarından birisine girerek, “kodlama, 3D, endüstri 4.0, STEM, Android, Arduino, mikrodenetleyici, diital, elektronik” yazarsanız karşınıza binlerce site çıkar.

Çocuklarınıza öğretilen bilgilerin yüzde 90’ı 21. yüzyılda onlara ekonomik, sosyal bakımdan bir fayda sağlamayacaktır.

Yazının devamını okumak için buraya tıklayınız.

 

 

 

 

İzzet Baysal’a minnettarım

1985-89 yılları arasında yüksek öğrenimimi yaparken İzzet Baysal Vakfı’nın kurulduğunu öğrendim. İçinde bulunduğum maddi koşulları anlatan bir mektubu Vakfa yolladım. Gelen cevapta burs başvurumun kabul edildiği yazılıydı.

Rahmetli Sayın İzzet Baysal ve Sayın Ahmet Baysal ile bizzat tanıştıktan sonra bir öğrenci için çok büyük bir destek olan aylık bursu almaya başladım.

Üniversitenin 2. sınıfından itibaren 3 yıl boyunca düzenli olarak bursu aldım. Bu sayede eğitimci olabildim. Eğer İzzet Baysal Vakfı maddi destek sunmasaydı okulu bırakma olasılığım vardı...
 

YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

10 yılda Almanya gibi varlıklı olabiliriz


30 yıldır hasbelkader öğrendiklerimi, analizlerimi yazıya döküp gazete, dergi, bülten, web sitesi ve kitaplar aracılığıyla çevremdeki insanlara yani topluma ulaştırmaya çalışıyorum.
YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.
 

 

 

Projeci olmak

Hayata geçirmek, dünyada eser bırakmak, insanlığa hizmet etmek üzerine bir düşünceniz var ise bunu gerçekleştirmek için çeşitli kaynaklardan destek isteyebilirsiniz. Aslında her düşünce bir projedir. Bütün işler önce düşüncede başlar.
 

YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

Biz de Başarabiliriz

 

Dünyada bulunan 193 - 216  devlette 8 milyar kadar insan yaşıyor. Bunun 79-80 milyonu, yani yüzde 1’i ise ülkemizde bulunuyor. Gezegenin en büyük 16.-17. ekonomisi olan Türkiye’nin neredeyse 3’te 1’i öğrencilik sürecindedir. 20 milyon temel eğitimde, 7 milyon kadarı ise yüksek öğretimde bilgi – beceri biriktirme peşinde…
 

YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

 

 

 

Günde 18 saat dinç olabilmek için

 

Yadırgayanlar olacaktır. Sağlık uzmanı değilim. Bu konuda bir diplomam yok. Yaklaşık 30 yıldır sağlıklı yaşam üzerine bir çok kitap ve makale okudum. Bunların ışığında kendi sentezimi ortaya çıkardım.


Ahmet Rasim Küçükusta, Canan Karatay, Murat Kınıkoğlu, Kenan Demirkol, Ahmet Aydın, Ümit Aktaş, Selahattin Dönmez, Osman Müftüoğlu, İbrahim Adnan Saraçoğlu, Sefa Saygılı vb. gibi uzmanların önerilerinden şunları öğrendim:
1- Günde 2 öğün beslenmek doğru olandır.
2- Her 30 kg beden ağırlığı için ortalama 1 litre sıvı (su, çay, ayran, maden suyu) almak gereklidir.
3- Günde 5 - 10 bin adım atılmalıdır.
4- Günde 6 - 8 saat istirahat edilmelidir (uyunmalıdır).
5- En iyi spor yürüme, hafif tempoda koşma ve yüzmedir.
6- Ambalajlı tüm gıdalarda hile, hurda, katkı, boya, MSG, NBŞ vb. vardır.
7- Bitkisel yağlar (margarin, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, soya yağı, kanola yağı, palm yağı) faydalı değil zararlıdır.
8- Limon, elma sirkesi, üzüm sirkesi, alıç sirkesi, brokoli, maydanoz, lahana, turp, şalgam, havuç, çörek otu, keten tohumu, ceviz, badem, fındık, fıstık, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, kivi, muz, elma, armut, mandalina, portakal, kabak, fasulye, nohut, barbunya, bulgur, chia, nar, ayva, soğan, sarımsak, patates, üzüm, incir, erik, nane, kekik, zerdeçal, zencefil, tarçın, balık, yumurta, yoğurt, zeytin, sızma zeytin yağı, tereyağı, köy tavuğu, bıldırcın, köy hayvanı, ıhlamur, ada çayı, kırmızı biber, bezelye çok faydalı, ilaç niteliğinde gıdalar olarak tanımlanır.
Yaklaşık 30 yıl boyunca soğuk havalarda ciddi bir hastalığa yakalanmadım. Bunun nasıl olduğunu size aktaracağım. Katılmayanlar olabilir. Ben uyguluyorum. Çok faydasını görüyorum.
 

Bir tencereye temiz su, kaya tuzu, sızma zeytin yağı ya da köy tereyağı, domates salçası, biber salçası, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, sarı mercimek, bulgur, tarhana, köy eriştesi, chia tohumu, bezelye, haşlanmış nohut, soğan, sarımsak, biber, ıspanak, pırasa, havuç, ceviz, domates, işkembe, köy tavuğu eti, temiz işkembe, köy hayvanı eti, kara biber, kırmızı biber, kekik, keten tohumu, çörek otu, yoğurt, nane, kimyon, zerdeçal, sumak, susam vb. koyuyorum. Ortalama olarak çorbada 20-30 farklı çeşit gıda oluyor.
Pişirme işleminden sonra çorbaya limon suyu, elma sirkesi, üzüm sirkesi, alıç sirkesi damlatıyorum. 1-2-3-4 tabak içiyorum. 24 saat cam gibi, komando gibi, jet gibi oluyorum. 24 saat hiçbir şey yemeden durabiliyorum. Sadece limonlu çay içiyorum.
Çorbaya her üründen bir yemek kaşığı kadar koyuyorum. Hatalı bir fikrim varsa iletebilirsiniz.

17.11.2018